ARAP ATI ve TARİHÇESİ

Yüce Allah; atı rüzgardan yaratarak kendisine hamd ve tesbihi ilham etmiş ve Adem A.S. dan 2-3 gün önce yaratmış, erkeğini dişisinden önce yaratarak, fazileti hakkında; Resulullah (S.A.S)  de “Hayır kıyamete kadar at’ın perçemine bağlı olduğu” ve at’a yapılan masrafın sadaka yerine geçtiği ve at’ın sırtının izzet, karnının hazine olduğunu müjdelediği, bu değerli varlığı insanlara hediye etmiştir. 

At insanlık tarihi boyunca insanların en yakın dostu olarak yer almış büyük hizmetlerde bulunmuş insanlık tarihi boyunca bu mübarek varlığın değerini bilerek at’la iç içe yaşamış ve her zaman onurlandırmış efsane haline getirmiş ve asılar boyunca Hz.Ali (R.A)’ın Düldül isimli at’ını, Köroğlu’nun kır at’ını, ünlü halk ozanı Dadaloğlu’nun Alapaça adlı at’ını asırlar boyunca hafızalarından çıkartmamıştır.
 
ARAT ATI: At ırklarının en asil ırkı olduğu ve ünlü araştırmacılara göre Mısır’da Memluk Türkleri tarafından yetiştirildiği belirtilmiş sede Arabistan da Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.S) zamanında yetiştirilmiş ve ilk Arap Atı Secere Namesinin  Peygamberimiz tarafından tutulduğu bilinmekte olup daha sonraları düzenli olarak Arabistan da El Naser tarafından tutulmaya başlamıştır. 
 
Arap Atı, çeşitli vücut kısımları arasında ahenk ve güzelliği; uzun mesafeye dayanıklılığı(1 gün dinlenmek kaydıyla 240 km yol katetmekte); çeviklik, sürat, sağlam tırnak yapısı, sağlam kemik ve kas yapısı, cesaret, asalet, zeka, hastalık açlık ve susuzlukta dayanıklılık, duygularının güçlü olması; vasıflarına sahiptirler. Dünyanın en ünlü atçılarından merhum Prof. Selahattin Batu’ya göre ideal Arap Atı’nın fizyolojik ve morfolojik özellikleri şöyle belirtilmiştir.
 
BAŞ: Arap Atı’nın emsalsiz asaleti başın küçük ve zarif olması, başın şeklinin dört köşe ve alnın geniş olması, gözlerin iri, parlak ve sevgi dolu olması, burun delikleri geniş olup, nefes aldığında dört köşe olmaktadır. Dudaklar ince zarif olup, yandan bakıldığında üst dudak alt dudağa göre uzundur. Ağız bütünüyle sivri “Bir fincandan kahve içecek kadar” incedir. Burun ucu çukurdur. Kulaklar küçük ve sivri, hareketli ve diktir.
 
BOYUN:  Boyun cidagodan sonra hafif bir çöküntü yaparak güzel bir meyil ile yükselir, yeleler ipek gibidir.
 
CİDAGO: Cidago yüksek ve kurudur, omuzlar kafi derecede uzun ve meyillidir.
 
GÖĞÜS, KARIN VE BÖĞÜRLER: Göğüs, derin, uzun ve geniştir. Karın yuvarlaktır. Böğürler kapalı, fazla çukurluk yoktur.
 
SIRT-BEL, SAĞRI: Sırt ve bel kısa ve kuvvetlidir. Sağrı, düz olmaya meyillidir. Geniş kuvveli ve ekseri yuvarlaktır(Elma Sağrı).
 
KUYRUK: Kuyruk bağlantısı yukarıda, kuyruk kılları uzun, düz ve incedir. Yürüyüş esnasında kuyruk kalkar ve havada güzel bir kavis yapar.
 
BACAKLAR: Bacaklar kuru, kemikler demir gibi sağlamdır. Mafsallar; geniş, bağ ve tendonlar belirgindir. Tırnaklar küçük ve sağlamdır. Deri ve tüyler; vücudu örten kıllar fevkalade ince  ve yumuşak, damarlar derinin altında belirgindir.
 
YÜRÜYÜŞ: Yürüyüş fevkalade elastiki olup, tırıs alçaktan, dörtnala mükemmel adımlarla geniş olmayıp yüksek temperemant’a sahiptir.
 
YÜKSEKLİK: Cidago yüksekliği 1.32-1.48 cm ülkemizdeki yetiştirme şartlarının son derece yüksek olması cidago yüksekliğini 1.55-1.60 cm kadar çıkarmıştır. Vücut şekli; cidago yüksekliği beden uzunluğuna uyarlandığı zaman beden uzunluğu daha azdır. Donlar; doru, kır ve al donlar daha çok görülür, yağız nadirdir. Doru, kır ve al donlar makbuldür.
 
TÜRKİYEDE SAFKAN ARAP ATI YETİŞTİRİCİLİĞİNİN YAKIN TARİHÇESİ
 
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Güney Doğu Anadolu Bölgesi; Suriye ve Irak Devletlerinin kuzey komşusudur. Dünyanın en asil atlarının yetiştiği yörelerin bir kısmı Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesindeki Şanlıurfa, Mardin, Siverek ve Suruç il ve ilçeleridir. Bu yöreler Shammar ve Tai çöllerinin komşu yöreleridir. Bu yöreler, Safkan Arap Atı yetiştiriciliğimizin en önemli kaynak bölgesi olmuştur. At, asırlarca Türk insanının ayrılmaz parçası olarak günümüze kadar gelmiş ve Türk insanı tüm tarih boyunca her zaman at ile iç içe yaşamış ve at, ailesinden sonra en değerli varlığı olmuştur. Hatta bir atasözü şöyledir, bu atasözünde at birinci sırada söylenmiştir; AT, AVRAT, SİLAH.
Türkler; Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Türkmen Atı ve Arap Atı yetiştirmişler ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanları uzun ve yorucu savaşlarla geçmiş, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı zamanlarında dağılan Osmanlı İmparatorluğu ile bu değerli Safkanlar da kaybolmuş veya kontrolden çıkmış, buna rağmen bazı kaynaklar yeni Türkiye Cumhuriyetinin ilk zamanlarında Anadolu da insan sayısı kadar at bulunduğunu belirtmektedir. Yeni Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu M. Kemal Atatürk’ün emir ve tensipleri ile 1925 yılı itibariyle ülkemizde Arap Atı yetiştiriciliği yeniden kurulmuştur. 1925-1938 yılları arasında Zootekni Mütehassısı Nurettin Aral ve veteriner Prof. Selahattin Batu ve mahiyetindeki heyet ile Suriye ve Irak bölgesinden damızlık aygır ve damızlık kısrak seçilmesine başlanmış uzun araştırmalar sonunda 166 kısrak ve 30 baş aygır Irak ülkesinin Talabani Bölgesi ve Aşiretlerinden, Suriye ülkesinin Şamar Bölgesinden mubayaa edilmiş ve bütün Arabistan ve Suriye de makbul tutulan kan hattı; Küheylan Kuruş’tur. Bu kan hattından Kuruş 1921 (Seklavi Şieyfi-Küheylan Kuruş) Suriye Bölgesinden satın alınarak zamanının ünlü yarış atı “Veliaht” Sa’d 1928 Küheylan Ciedni- Ümmülkühelan Sa’de) Bagdad tan alınarak, ünlü yarış atı “Naswan” Berk 1924 (Küheylan Berk- Küheyletül- Berk) Bagdad’tan Alkuruş (Küheylan Hidli- Küheylan Kuruş), Hilalüzzaman 1926 (Küheylan Nevvak- Übeyye) Musul’dan, Seklavi 1925 (Übeyyan Sübeyhi- Seklaviye Cedrani Nasiriye), Seklavi 1920(Seklavi, Şieyfi- Seklavi Şieyfiye) Şeyhanlı Aşireti, Siverek Şanlıurfa dan Seklavi 1923 (Seklavi Şieyfi- Seklavi Şieyfi) Bedilli Aşiretinden Bedir Ağa Şnlıurfa, Sekalavi Şieyfi 1927 (Küheylan Kuruş- Seklavi Şieyfi) Tütüncü Mustafa Şanlıurfa dan 1930-1936 yıllarında ülkemize getirilerek Devlet Haralarının Arap Atı yetiştiriciliğinin km taşlarını teşkil etmişlerdir. 
Bu güzide Safkanlardan Sa’d 1928, Kuruş 1921, Karacabey Harası. Berk 1924, Hilalüzzaman 1926, Alkuruş 1933, Çifteler Harası. Seklavi 1925 Sultansuyu Harası’nın ana kadrosunun temelini teşkil etmekle birlikte Küheylan Dabi, Küheylan Said, Seklavi Şieyfi kan hatları da yetiştiriciliğimiz de yer almıştır. 
Ülkemizde Arap Atı yetiştiriciliğine; 1930 yılından itibaren Karacabey, Çifteler, Sultansuyu, Konya, Çukurova ve Karaköy Haralarında yetiştirme işleri bilinçli seleksiyon, sistemli bakım ve beslemeyle Arap Atı nın bugünkü duruma gelmesinin çalışmalarına 104 kısrak kan hattı, 30 aygır kan hattı ile başlanmış, bu çalışmalar sonunda Arap Atı nın kan hattında zenginlik, klasik yapısında muzzam gelişme elde edilmiştir. 
Atın insanımızın ekonomik hayatından çıkması üzerine Devlet Haralarındaki yetiştiriciliğine; Arap Atı nın karakteristik özelliklerinden birisi olan uzun dayanıklılık taşıyan familyalardan bir kısım orjin aygır ve kısrak yetiştiricilikten çıkartılmış olup, örneğin; Küheylan Dabi, Küheylan Said, Küheylan Hedban gibi bu zaruret ışığında Devlet Haralarında ki yetiştiriciliğe yarışa dayalı uygun familyalar üzerinden devam edilmekte olup, 104 kısrak kan hattı, 37 kan hattına düşürülmüş 30 aygır kan hattı, 7 kan hattına düşürülmüştür. Uzun süre bu kan hatları ile devam edilmiş ve yetiştirmenin üst seviyesine çıkartılmış, yarış sahasına yüksek performans gösteren atlar kazandırmış, Devlet Haraları ellerindeki aygır ve kısrak kan hatlarını genişletmek amacıyla 8 baş aygır, 25 baş kısrak Polonya ve Amerika dan satın alınarak yetiştiriciliğimiz kan hattının genişlemesini sağlamıştır. Ülke Arap Atı yetiştiriciliğinin temelini teşkil eden Devlet Harası sayısı 6 iken arap atı yetiştiriciliğin 3 Devlet Harası olan Karcabey, Anadolu ve Sultansuyu Tarım İşletmelerinde yapılmaktadır. 
Ülkemizde Arap Atı yetiştiriciliğine Devlet Haralarının yanı sıra ülkemizin değişik bölgelerine dağılmış özel haralarda Devlet Haralarında yapılan yetiştirme sayısından dah fazla sayıda Arap Atı yetiştirilmektedir. Özel Haraların dağıldığı bölgelerimizin başında Şanlıurfa, Suruç, Eskişehir, Mahmudiye bölgeleri gelmektedir.
Arabistan çöllerinden bin bir meşakkatle hayatlarını tehlikeye atarak bu güzel atları ülkemize getirem merhum Prof. Selahattin Batu, Nurettin Aral ve ekibine Cenab-ı Allah tan rahmet dilerken, Arap Atı nın orjin, fizyolojik, morfolojik, üstün konformansyon ve peformansa erişmesinde büyük emeği geçen M. Ali Kiper ve ekibini rahmetle, hayatta olanları saygı ile yad ederiz.
Yazımıza Peygamber Efendimizin At’lar hakkındaki mübarek sözleriyle son verirken saygılar sunarım.
 
YAŞAR ESİN.
 
“SAADED’ÜL DÜNYA AL’A ZAHRUL HAYL”. “Dünyanın Saadeti At’ın Sırtındadır”. Hz. Muhammed(S.A.S).   
 
 


1 kişi online